Gönüllere İnen Ses
17 Rebiü'l-Evvel 1433
11 Şubat, 2012, 04:56:27 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:

 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Kafkas Kartalı İmam Şeyh Şamil
Cevap SayisiCevap Sayisi: 6 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 1047 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kafkas Kartalı İmam Şeyh Şamil  (Okunma Sayısı 1047 defa)
16 Haziran, 2008, 03:41:00
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« :»

Kafkas Kartalı İmam Şeyh Şamil
Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

KAFKASYA

Kafkasya ve Kafkas dağları adı Herodot zamanından beri kullanılmakta olup, Astrahan eyaletinin güneyi ve Don’dan başlayarak Türk ve İran sınırlarına kadar uzanan toprakları içine alan ülkeye denmektedir. Kafkasya dağlık ve ormanlık bir ülkedir ve burada irili ufaklı birçok halk yaşamaktadır. Çeçenler, İnguşlar, Lezgiler, Adıgeler, Andiler, Tuşenler, Kevsurlar, Avarlar, Osetler vs. Bu topluluklar büyük çoğunlukla mümin ve muvahhid olmalarına rağmen, tarih boyunca aralarında kamil bir vahdeti gerçekleştiremediklerinden ötürü, işin encamında Rus istilasını önleyememişlerdir. Zira ilahi hüküm değişmez: “Nizaya, anlaşmazlığa düşmeyin. Sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz de elden gider.” (Enfal:46)


Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın


KAFKAS İNSANI

Çarlık dönemi Rus generallerinden Okolniçi hatıralarında Dağıstan insanlarını şöyle anlatıyor: “Kültür açısından oldukça gelişmiş, sabırlı, zeki, marifetli, bir bakışta karşısındakini okuyarak bir kelimeyle onun hakkında karar verme yeteneğine sahip, onurlarına çok düşkün ve son derece dinlerine bağlı insanlardır. Yeme ve içmelerinde son derece itidalli davranıyorlar ve aşırıya kaçmıyorlar. Çok az uyuyorlar. Kusur derecesinde çok cesur olduklarını söylemeye lüzum yok.”


İngiliz araştırmacı Baddeley ise şöyle anlatıyor bu kahraman insanları: “Çoğunlukla güzel insanlardır. Özellikle üst tabakalarda olanların mavi gözleri, sarı saçları, uyumlu çehreleri ve hafifçe çıkıntılı elmacık kemikleri vardır. Çeçenler uzun boylu, kıvrak, ince ve sağlam yapılı, genellikle yakışıklı, atik, cesur ve sert, düşmanlarına karşı korkulu ve kurnaz, fakat bunların yanında kendi ilginç düsturlarına göre son derece şerefli ve onurlu insanlardır.”


Evet onlar, dışarıdan hiçbir yardım almadan, düşmandan ele geçirdikleri hariç hiçbir topçu kuvvetine sahip olmadan, Allah ve Peygamberden başkasına güvenmeden, sağ ellerinde parlayan çeliklerle yarım asırdan fazla bir zaman korkunç Rus gücünü hakir görmüşler, ordularını yenmişler, yerleşim yerlerini basmışlar ve onun zenginliği, gururu ve nüfusuyla kahkahalarla gülerek alay etmişlerdir.



Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş YapınKAFKASLARDA RUS İSTİLASIResimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Tarih boyunca Müslümanların kendi aralarında mücadeleler hep hasım cephenin ekmeğine yağ sürmüştür. Genel olarak şark milletlerinin ve özellikle Müslümanların izzetli hayatları onların boylar, kabileler halinde başına buyruk yaşamalarına sebep olmuş, bu da özellikle sanayi devriminden sonra hızla gelişen sömürgeci devletlerce kolayca yutulmalarını netice vermiştir.


Rusların bir devlet olarak zuhurunda ve Kafkas ve Türkistan’ı istilalarında düğümü ilk çözen zat, benim kanaatime göre Timur’dur. Altınordu üzerine yaptığı iki seferle bu devlete onulmaz bir darbe indiren bu zat, Moskof’un tarih sahnesinde sinsi ve gittikçe büyüyen bir ejder olarak ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Altınordu devletinin Timurlenk’in darbesinden sonra bir daha toparlanamayıp hanlıklara bölünmesi, Rus knezliklerinin ise birleşip, devlet olmaya yürümeleri Şarki Avrupa ve Kafkasya’nın kaderini belirlemiştir.


Zengin maden yataklarıyla ünlü Kafkasya’ya Rusların ilgisi 18.yüzyılda gittikçe artan bir şekilde kendini gösterir. 1783’de Kırım’ın düşmesi ile Rusya’nın planlı işgali ve Kafkas halklarının dasitani direnişi başlar.


1785’te Şeyh Mansur’la başlayan bu mücadele, İmam Şamil’le doruk noktasına çıkmış ve bugünlere kadar sürmüştür.


Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

DOĞUMU


Dağıstanlı meşhur İslâm kahramanı, Ruslara karşı Kafkasya’yı ayağa kaldıran mücâhit, âlim, velî. 1797 senesinde Dağıstan’ın Avar toprakları içinde Gimri avulunda (Kafkaslarda köylere verilen isim) Buylank kasabasında dünyâya geldi. Babası, gönüllü olarak Osmanlı ordusunda hizmet etmiş bir subay olan Denghan Mehmet, annesi, Türkmen uruğlarından Pîr Budak Bey'in kızı Gülçiçek Hatun'dur. Doğunca, verilen Ali adına, geçirdiği bir hastalıktan sonra Şâmil ismi de eklendi.

Hazret-i İmam da birçok büyükler gibi gelmeden evvel geleceği müjdelenmiş bir kutlu zattı. Kafkasya’da cihad ruhunu ilk ateşleyen Şeyh Mansur “Ben yalnız hazırlamaya memurum. Benden sonra biri çıkacaktır ki, o icraya memurdur” ifadeleriyle, Rabbinin bildirmesiyle onu haber vermişti.

Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

16 Haziran, 2008, 16:05:14
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #1 :»


Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş YapınÇOCUKLUĞU VE GENÇLİK YILLARIResimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

İmam Şamil’in çocukluğu, diğer Kafkas çocukları gibi heyecan verici geçti. Zira her dağlı doğuştan müthiş birer binici, keskin birer silahşör ve iyi birer atıcı olma özelliklerini taşıyor ve böyle yetiştiriliyordu.

Küçük yaşından itibaren sıkı bir eğitim görmüştür. Medrese tahsili yaparak dinî ilimlerde büyük ilerleme kaydetmiş ve zamanın âlimleri arasına girmiştir. İslam için seve seve canını ortaya koyan yiğit insanlar diyarı Kafkasya'nın namlı bahadırlarından silah kullanmasını, ata binmesini öğrendi. Delikanlılık çağına girdiğinde bileği bükülmez bir yiğit olduğu anlaşılmıştı.

Henüz yirmi yaşlarında iken ciddi çalışmaları ve kahramanlıkları ile ün saldı. Bu çelik çavak delikanlı iki metre yüksekliğinde bir duvarı bir hamlede atlayabilmekte, atına sıçradığında hareket halindeki atının karnına sarkarak öbür tarafına geçmekte ve dörtnala giderken havaya atılan bir parayı vurabilmekteydi.

Baddeley bu konuda şunları naklediyor: “Devamlı olarak kılıç çalışan, koşan, atlayan ve çeşitli jimnastik çalışmaları yapan Şamil, yirmi yaşlarına geldiği zaman artık kendisine rakip olabilecek hiç kimse yoktu. Söylenenlere göre, 9 metre genişliğinde bir hendeği aşarken iki normal adamın başları üzerinde tuttukları ipin üstünden atlayabilirdi. Bütün hava koşullarında yalın ayak ve göğsü açık dolaşan Şamil dayanıklılıkta ve gözüpeklikte o kadar büyük bir dereceye erişti ki, cesur ve dayanıklı dağlıların arasında bile ünü yayıldı. Şamil çok atik, enerjik, öğrenmeye istekli, gururlu ve başkalarına hâkim olucu, biraz kederli ve oldukça fazla duygulu bir yapıya sahipti.”

İlmi ve mücâdelelerde önderliği sebebiyle İmâm-ı Şâmil ve Şeyh Şâmil namlarıyla meşhûr oldu. Şeyh Şâmil, otuz yaşına kadar tefsir, hadis, fıkıh, edebiyât, târih, sarf, nahv ve fen bilgilerini öğrendi. Saîd Herekânî’den zâhirî, Cemâleddîn Kumukî’den bâtınî ilimleri öğrendi. İlim tahsili için gittiği Irak’ta Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleriyle görüşerek onun yüksek yoluna tâbi oldu.


Kalplerindeki iman ateşini küffar hücumlarına kalkan eden yiğit insanlar, şeyhlerine bağlı olarak tek yürek, tek bilek halinde Moskofa karşı mücadele ediyorlardı. Müslüman Kuzey Kafkasya ahalisi, devrin en modern silahlarıyla ve sürüler halinde saldıran Moskoflara karşı kahramanca karşı koyuyorlardı.

1832 senesinden itibaren Kuzey Kafkasya'da istiklal meş'alesi asırlara nam salacak bir kahramanın eline geçecek ve yiğit insanlar İmam Şamil'in kumandasında zaferden zafere koşacaklardır.

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş YapınGimri Muharebesi ve Şamil'in yaralanmasıResimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

  17 Ekim 1832'de Ruslar Şamil'in büyüyüp yetiştiği Gimri kasabasını basar. Kasabada göğüs göğüse müthiş bir muharebe olur. Düşman çok kalabalıktır ve topu tüfeği vardır. Gimri'liler bir avuçtur, yeterli
silahlan yoktur. Fakat şehidliği en yüce makam kabul etmiş bu mü'min insanlara göre düşmanın maddî üstünlüğünün hiç bir kıymeti yoktur. Başlarında Şeyleri Gazi Muhammed ve bileği bükülmez yiğit Şamil vardır.
İkisi de ön saflarda savaşıyor ellerinde şimşek çakan kılıçlan müthiş bir hızla işliyordu. Bu durumu gören Gimrililer taze bir güçle Moskofa kılıç sallıyorlardı. Fakat ne yazık ki, düşman ateşi ve kılıçları önünde devamlı şehit veriyorlar, sayılan gittikçe azalıyordu. Muharebenin en kızgın anlannda İmam Gazi Muhammed de Şamil'in yanı başında şehit düşmüştü.

Düşman baskınından önce gazi Muhammed'in Şamil'e söyledikleri gibi olmuştu herşey. Gazi Muhammed Şamil'e şöyle demişti:

"Ey Şamil, artık bana yolculuk göründü. Benden sonra Hamzat imamlığı eline alacaktır. Fakat o da ancak, pek az muammer olacak, Kafkasya'nın mukadderatına senelerce sen hükmedeceksin, yıldızın uzun seneler bu dağlarda güneş gibi parlayacak, namın dünyaları tutacak, çarlara boyun eğmeyecek, çar ordularına kan kusturacaksın. Gimri'yi bugün bırakıp gitsen bile yine kurtarır, benim mezarımı düşman ayakları altında bırakmazsın inşaallah."

   Şeyhinin şehit düştüğünü gören Şamil, daha bir bilenmiş olarak düşmanın ortasına top güllesi gibi atılmıştı. Büyük bir maharetie işleyen kılıcı her inip kalkışında bir Moskof askerini yere seriyordu. Sağ elindeki hançeri de sol elindeki kılıç gibi ustalıkla kullanıyor, iki kolu şimşek gibi işliyordu. Fakat pusuda bekleyen ve fırsat kollayan bir düşman askeri süngüsünü hırsla Şamil'e saplamıştı. Süngü yiğit Şamil'in göğsünden girip sırtından çıkmıştı. O vaziyetteyken bile süngüyü saplayan askeri gebertmiş, ardından süngüyü çekip çıkardıktan sonra vuruşmaya devam etmişti. Gittikçe güçten düştüğünü farkedince vuruşa vuruşa savaş meydanından çekilmiş ve kayıplara karışmıştı. Durumu gören Gimri müezzini onu baygın halde bulmuş ve sırtına alarak o bölgenin meşhur hekimi Cerrah Abdülaziz Efendiye götürmüştü.


Bu süngü yarasından başka bir kaç yerinden daha yaralanmış ve özellikle atılan taşlarla kırılan kaburgası ve omuzu ona korkunç acılar vermişti. Gimri çatışmasına katılan bir Rus subayı bu olayı şöyle anlatır: “Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlığında Şamil bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz kılıcını Şamil’in göğsünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil’in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Göğsünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyeceği bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu. Hepimiz çok şaşırmıştık.”

Bu olağanüstü hadise üzerine Rus Generali Baron Rozen; “İleride bu yaman genç Rusya’nın başına bela olacaktır” demişti ki, istikbal bu sözü bilfiil tasdik etti.

Yirmi beş gün baygın halde yatan Şamil uyandığına başucunda duran annesine ilk olarak; "Anam, namaz vakti geçti mi?" diye sormuştur. Kâinatın Yaratıcısına karşı duyduğu bu mesuliyet hissi onu pişirecek ve kendisini yakından tanıyan Kuzey Kafkasyalılar Rabbine son derece bağlı bu yiğit Şeyhi başlarına imam yapacaklardır.

Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi. Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya’yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu.
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

02 Ağustos, 2008, 14:23:05
jembalade

Yeni Kardeş
*

Rep: 1
Avatar Yok

Konu Sayısı: 1 Mesaj Sayısı: 2

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #2 :»

kardes paylasim icin tesekkurler kafkas kartali seyh samil ornek aldigim ve sevdigim bir insandir
Logged
02 Ağustos, 2008, 22:02:49
sinan0669

Yeni Kardeş
*

Rep: 1
Avatar Yok

Konu Sayısı: 0 Mesaj Sayısı: 4

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #3 :»

benimde cok sevdiğim bir insandır bende kafkasya kökenli bir insan olduğum için ayrıyeten bu konuyu okurken haz aldım...
Logged
20 Ocak, 2009, 16:48:02
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #4 :»

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın


   Gazi Muhammet'ten sonra imam olan Hamzat Bey'in 19 Eylül 1835'te camide şehit edilmesinden sonra Dağistan ve Çeçenistan ileri gelenleri imamlığa en layık olarak Şeyh Şamil'i görerek bunu kendisine teklif etmişlerdi. Fakat son derece mütevazi bir zat olan Şeyh Şamil bu teklifi kabul etmemiş ve yiğit askerlerden birini seçmelerini istemiştir. O seçilecek imamın emrinde bir nefer olarak dini için, vatanı için, milleti için mücadele etmeyi tercih etmekteydi. Fakat istiklâl mücadelesinin zafere ulaşması için kendisinin başa geçmesi uygun görülüyordu. Devamlı ısrarlar neticesinde Şeyh Şamil imamlığı kabul etmiştir.

İmam olan Şeyh Şamil düzenli bir ordu ve idari teşkilat kurmak üzere vakit kaybetmeden kollan sıvamış, kısa zamanda nasıl bir mahir teşkilatçı olduğun ortaya koymuştur.

İmam Şamil'in liderliğinde Kuzey Kafkasyalılar Çarın ordularına kan kusturmaya başlarlar. Kafkas dağları Rus ordulanna mezar olmaktadır. Ahulgol ve Surhay kuşatmasında İmam Şamil'in kumandası altında yapılan mükemmel müdafaa düşmana çok ağır kayıp verdirmiştir.

Çar I.Nikola maddî kuvvetle yenemediği Şamil'i hile ile yenmeyi dener ve bol bol mevki, makam, rahat bir dünyevî hayat vaadinde bulunduğu mektubu vasıtasıyla General Klug von Klugenav ve Miralay Yevdokimof vasıtasıyla Şamil'e gönderir. Çar'ın alçakça teklifine müthiş hiddetlenen Şamil Çar'ın elçilerine dönerek gürler:


"General: Senin yerinde eğer şu anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil teklifleri bana bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevabımı, şu kırbacım verirdi.

"Söyle ona! Başında bulunduğum bu kahramanlar topluluğunun kalblerinde kökleşen bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kollan kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiç bir kuvvet alıkoymayacaktır.

"Bu uğurda bütün evlât ve ayalimi kılıçtan geçirseniz, son zürriyetimi kurutsanız, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim. Son cevabım budur General!.. Ben Nikola'yı tanımıyorum!..."


 Şamil'in bu cevabı Nikola'ya ulaştırıldığında, Çar, Kafkasyanın bu yiğit kartalını hile ile ele geçireceğine dair ümidimi kaybetmemiş, Kafkas ordulan başkumandanı General Feze vasıtasıyla ve onun ağzından Şamil'e teklifini tekrarlamıştır.

İmam Şamil'in General Feze'ye cevabı şöyle olmuştur:

"Ben, Kafkasya'nın hürriyeti için silaha sarılan muhariplerin en hakiri Şamil, Allah'ın himayesini Çarların efendiliğine feda etmemeğe ahteden, özü, sözü doğru bir müslümanım.

"Çar Birinci nikola'yı tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmiyeceğini General Klug'a anlıyabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim. Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek üzere beni hâlâ Tiflis'e davet edip duruyorsunuz. Bu davete asla icabet etmiyeceğimi şu mektubumla son defa olarak size bildiriyorum. Bu yüzden fâni vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kat'î kararımı asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte bundan ibarettir. Nikola'ya ve kölelerine böylece malum ola."


Şamil'in 28 Eylül 1837 tarihini taşıyan bu mektubundan sonra müthiş muharebeler başlamıştır.

Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

17 Şubat, 2009, 07:50:19
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #5 :»


     İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Öğrenimine Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkâr bir hayatı vardı.

Kafkasya’ya saldıran kalabalık Rus ordularına karşı uzun yıllar kahramanca mücadele etmiş, fakat hiçbir yerden yardım alamayınca teslim olmak zorunda kalmıştı. Ruslar onu önce Petersburg’a getirdiler. Sonra serbest bıraktılar. İmam Şamil Medine-i Münevvere’ye yerleşti ve burada vefat etti. (17 Şubat 1871)

Şeyh Şamil, ömrünün son demlerinde hastalanarak yatağa düşer. Artık vefatı iyice yaklaşmıştır. Medine’de misafiri olduğu dergâhın şeyhi Ahmed Rufai’ye, son bir gayretle şunları söyler:
“Rusya’da rehin bulunan oğullarımdan birinin, aile fertlerine sahip çıkmak üzere Medine’ye gelmesinin sağlanmasını Osmanlı Sultanından rica ediniz!..”

Oğlu Gazi Muhammed yapılan girişimler sonrasında Hicaz’a doğru yola çıkar. Bu sırada iyice rahatsızlanan Şeyh Şamil’in son anlarında başında misafiri olduğu dergâhın şeyhi Ahmed Rufai ve Şeyh Şamil’in o sırada henüz yedi yaşında bulunan küçük oğlu Muhammed Kâmil bulunmaktaydı. Şeyh Ahmed Rufai, İmam Şamil’in son anlarında olduğunun farkındadır ve ona Kelime-i tevhidi telkin eder. Kelime-i tevhid için otuz yıl gaza meydanlarında yaralar alan, kan döken Şeyh Şamil, son bir gayret ile sağ parmağını kaldırarak Kelime-i şehadet getirir ve ruhunu teslim eder...


Ertesi gün ailesinden yanında bulunanların son defa babalarını gördüğü sırada Şamil’in gaza meydanlarında aldığı yaralarla süslü bedenini yıkayıp teçhiz ve tekfin edecek olan Şeyh Ahmed Rufai, Şamil’in daha küçük bir çocuk olan oğlu Muhammed Kâmil’i babasının yanına götürerek şunları söyler:

“Oğlum, babanın mübarek elini kokla!..” Muhammed Kâmil, babasının cansız elini öpüp koklarkan sözlerini şöyle sürdürür:
“Duyduğun bu koku, ancak şehidlik mertebesine erenlerde ortaya çıkan mübarek bir kokudur. Baban şehidler kafilesinin sancaktarlarındandır.”

Allah rahmet eylesin. Şefaatine nail eylesin. Amiiin...
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

18 Mayıs, 2009, 16:48:02
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #6 :»

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın


      Şeyh Şamil, İmam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki İmam’ın döneminde de fiilen savaşlara iştirak ettiğinden, durup dinlenmeden cihat ettiği süre yaklaşık 35 yılı bulmuştur. Bu Süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vererek birçok zafer de kazandı.

Ancak vaat edildiği halde dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859 yılının 6 Eylül’ünde Gunib’de Prens Baryatinsky komutasındaki 60.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra ulemanın fetvasına uyarak teslim olur.

İmam Şamil ve maiyeti bir ay kadar Rus Çarının sarayında misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak Kaluga’ya gönderilir. Ancak İmam Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde İmam Şamil’in saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Gazi Muhammed’in karısı Kerimat üzüntüden vereme yakalanarak yaşamlarını yitirirler.

Aradan on yıl geçtikten sonra Çar, O’nun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şafi’yi alıkoyar ve Hac'cı ifa ettikten sonra Rusya’ya dönmesini şart koşar. İmam Şamil, 1870 yılında ailesi ve maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından bizzat karşılanarak sarayda ağırlanır. İmam Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti.

İmam Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir.

Hac sırasında İmam Şamil’in orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüz bin Müslüman’ın onu görmek için meydana gelen izdiham sonucu, Hükümet yetkilileri İmam Şamil’i Kâbe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. İmam Şamil, Hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer.

Peygamber Efendimize olan yakıcı aşkı ve O’na kavuşmanın heyecanı ile sel gibi gözyaşı akıtan Şeyh Şamil, sürünerek Resulullah (s.a.v.) Efendimizin kabri şerifine, mübarek huzurlarına gelir. Başta Medine muhafızı Hafız Paşa, Seyitler ve dünyanın dört bucağından gelmiş Hacılar, heyecanla onu takip ederken, Kabr-i Saadetin kıble tarafına geçip, Resulullah'a gönlünün en derin yerinden gelen vecd ile:

“Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah! Esselatü vesselamü aleyke ya Habiballah! Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel Evveline vel ahirin”

Diyerek selam verince, Resulullah’ın, selamına mukabelesi ile şereflenir.  

Orada bulunanların da şahit olduğu bu hadiseden sonra, Şeyh Şamil, uzun müddet dua edip gözyaşı dökerek hasretini giderdi.


Medine günlerinde Şeyh Şamil’in takati azalır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve hatta ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine “Gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri” olarak yazdıran İmam Şamil, 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Allah rahmet eylesin…
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

SMF 2008 SMF © 2006, Simple Machines LLC