Gönüllere İnen Ses
2 Recep 1433
23 Mayıs, 2012, 22:23:40 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:

 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Tenkit ve ölçü
Cevap SayisiCevap Sayisi: 1 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 262 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tenkit ve ölçü  (Okunma Sayısı 262 defa)
23 Mayıs, 2008, 08:58:09
kardelen

Moderator
Özel Kardeş
*

Rep: 23

Konu Sayısı: 834 Mesaj Sayısı: 1310

Nerden: Medine-i Münevvere

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« :»

Hata ve kusurda ısrar edenleri öncelikle gayet yumuşak ve mütevazi bir üslupla düzeltmek gerekir. Başkalarının içinde değil, başbaşayken uyarmak daha doğru olur.

Ancak, düzeltilmeye çalışılan durumun gerçekte bir hata olup olmadığından emin olmalı, bu hususta nefsî görüş ve düşünceyle hareket edip kişileri kusurlu sayıp tenkit etmemelidir. Şayet, uyarılan kişi bundan memnun olur ve teşekkür ederse iyi bir sonuca ulaşmış olur. Ama “sen kendine bak” derse, bu günah olarak kendisine yeter.

Fakat durum böyle de olsa, mümin kardeşi hakkında başkalarına gıybet etmemelidir. Dedikodu ile çekiştirerek hatalı durumu etrafa yaymak, bir muhalefet veya intikam hissinin belirtisidir. Fayda yerine zararın çoğalmasına sebebiyet verir. Eğer hata herkesi alâkadar eden, cemaate zarar veren bir mahiyette ise, o zaman mutlaka zararı bertaraf edebilecek olanlara bildirmelidir.

Eleştiride insaflı olmak da şarttır. Çünkü bir olaya, duruma dışarıdan bakıp tenkit etmek kolaydır. Fakat işin içine girdiğinde çoğu kere meselenin hiç de dışarıdan kendi anladığı gibi olmadığını görecek, yaptığı tahribin manevi sorumluluğunu taşıyacaktır.

Elbette bir iş istişare edilirken fikir beyan etmeli, gerekiyorsa muhalefet şerhi düşmelidir. Ancak bir işin yapılması kararlaştırıldıktan sonra kardeşleriyle omuz omuza verip söz konusu hizmetin altına girmelidir. Umulan sonuç elde edilememiş olsa bile, “bak ben dememiş miydim” şeklinde itham edip kibir kokan bir tavra girmemelidir. İstişare sonucunda karar verildikten sonra artık o iş şahsa ait olmaktan çıkmış, topluluğa mal olmuştur. O bakımdan yapılan gıybet bütün cemaati gıybet etmek hükmüne geçer. Bu ağır mesuliyetten kurtulmak için o cemaatin yeryüzündeki bütün fertlerini bulup teker teker helalleşmek dahi gerekebilir.

İyice düşünüp taşınmadan, istişare etmeden her şeye, her harekete tersinden bakan, iş yerine söz üreten, devamlı menfi tenkitle meşgul olan kimselerle oturup kalkmamalıdır. Muhtemeldir ki, aynı hastalık kendisine de bulaşır da, ağır bir mesuliyet altına girer.

Kimsenin gönlünü kırmamalıdır. Çünkü o gönülde tecelli eden zat buna razı olmaz. Sonuçta yapılan bütün hizmet o kırık gönlün diyetine yetmeyebilir. En kısa sürede helalleşmek, kırık gönlün tedavisine çalışmak lazımdır. Hiddetle en yakın hizmet arkadaşını kırıp hizmetin insicamını bozduktan sonra “ben sebep oldum, hakkını helal et” deme yerine, suçu karşısındakine yüklemek ne büyük bir hamlık ve insafsızlıktır!

Din kardeşlerine, ihvanına ve hizmet arkadaşlarına tatlılıkla, tevazuyla , mahviyetle muamele etmek ne güzeldir! Sertlik, inatçılık, hiddet ve şiddetle muamele etmek ise ne çirkindir! Halbuki iyilik, kerem, af ve müsamahanın açamayacağı hiçbir kapı yoktur. En itirazcı kimseleri bile teslim alır. Yine en şerli adamda bile takdir edilebilecek iyi bir yön vardır. O kimsenin iyi yönlerinin keşfedilip takdir edilmesi, onu en azından zararsız hale getirebilir. Kötülük yapmak isteyen kişilerin gönlü de iyi davranışla kazanılabilir.

Kendi kusurlarına aldırış etmediği halde kusursuz dost arayanlar dostsuz kalırlar. Kendi nefsinin kusurlarını görüp, kardeşlerinin iyi taraflarına bakan kimseler ise her dem dost kazanırlar, hem de nefret odağı olmaktan kurtulurlar. Ayrıca onların sohbetlerinden istifadeye açık hale gelirler. Kibir ve çalımla herkese tepeden bakanların karşılarında kutbu'l - aktab dahi olsa istifade etmeleri mümkün değildir. Onun için insanların kemal noktasına bakmak ve herkesi kendinden hayırlı görmek gerekir.
Logged
23 Mayıs, 2008, 09:01:04
kardelen

Moderator
Özel Kardeş
*

Rep: 23

Konu Sayısı: 834 Mesaj Sayısı: 1310

Nerden: Medine-i Münevvere

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #1 :»

Hak adına haksızlık

Hak ve hakikati ortaya çıkarmak, insanlara yol gösterebilmek için konuşmak, fikirlerini serdetmek faziletli bir davranış iken, başkalarını mağlup ederek üstünlüğünü göstermek adına tartışmak da kibirli bir davranıştır ve rahmetten mahrum kalmaya sebep olur. Hele ki insanları Hakk'a davet etme görüntüsü altında böyle üstünlük arayışı içinde olmak, günah olarak kişiye yeter. Münakaşa, muhatabın bütün savunma mekanizmalarını harekete geçirir, hakkı kabul etmesine engel olur. Kibir, haset, kin, gıybet, riya, övünme, hakkı küçük görme, tahkir, kusur araştırma, inkâr, inat ve hasmının zararına sevinme gibi yığınla zarara sebebiyet verir. O yüzden haklı bir konuda bile olsa münakaşayı terk etmek, şahsi üstünlük müsabakasına dönüşen bir tartışmadan kaçınmak şarttır.

 

Tevazu ve mahviyeti kırıp insanı kibre sevk eden tehlikelerden biri de, gördüğü bir kısım rüya veya keşifleri anlatarak kendine pay çıkarmaktır. Bu çok ciddi bir hastalıktır. Ama daha da tehlikelisi, tevazu ve mahviyet edası içinde olanıdır. “Zayıflığımız ve aczimizden dolayı Allah bazen böyle lütfediyor” diyerek gırtlağına kadar riya ve kibrin içine batan, salih amellerini mahveden kimse, aslında bomboş bir kimsedir. Öyle olmasaydı kendinde var olduğunu düşündüğü Hakk'ın sırlarını ifşa etmezdi. Kuvvetle muhtemel ki, bu tip kimselerin elde ettikleri de istidraç (şeytanî olağandışı özellikler)den başka bir şey değildir. Çünkü Cenab -ı Hak böylelerine sırrını vermez.

İbadeti ve çokça zikri sebebiyle kendinde bir şeyler vehmetmek, başkalarını küçük ve değersiz görmek de böyledir. Kazanmak uğruna verilen çabanın kaybetmeye, baş aşağı yuvarlanmaya yol açmasına sebep olur.

Sonuç olarak, mümin, imanının gereği olarak, aciz bir kul olduğunu, kendisinin Allah'ın diğer kullarından bir üstünlüğünün olmadığını bilir. Bu bilgi onu mütevazi bir insan yapar. Dininde kemale erdikçe tevazu ve mahviyeti artar ve makbul kullar arasına katılır.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

SMF 2008 SMF © 2006, Simple Machines LLC