Tevbe
Mürîdin, bütün hatâlarından Allâhü Te‘âlâya tevbe etmesi, bu tevbesini de gizli açık, küçük büyük bütün hatâlarını terk etmekle yapması lâzımdır.
Burada önce üzerinde kul hakkı varsa onları ödemelidir. Eğer hak sâhibi ölmüşse vârislerine vermelidir. Kul hakkından temizlenmeyen, münâkaşa ettiği kimse ile helallaşmayan kimse bu tarîkattan istifâde edemez.
Bu istifâde edemeyişinin sebebi, üzerinde kul hakkı bulunmasıdır. Bütün Sâdât-ı Kirâm, İslâm dîninin koyduğu bu vecîbeye hassâsiyetle dikkat etmişler ve sâliklere böyle irşadda bulunmuşlardır.
Şeyhülislâm Abdullah el-Ensârî der ki: Allâhü Te‘âlâ, “Tevbe etmeyenler zâlimlerin tâ kendileridir.” (Hucurât s. 11) buyurmuş ve zulmü tevbe etmeyenlere nisbet etmiştir.
Tevbe, ancak kişi tevbenin ne demek olduğunu bilip de tevbe ederse sahîh olur. Bunun için üç şey lâzımdır:
1. Kişi tevbe etmediği takdirde Allâhü Te‘âlânın onu kötülüklerden korumayacağını bilmelidir.
2. Tevbe etmeğe muvaffak olursa ferahlamalıdır.
3. Allâhü Te‘âlânın onu her an gördüğünü ve kalbine her an nazar ettiğini bilmelidir.
Tevbenin üç şartı vardır:
1. Günahından pişmanlık duymak.
2. Allâhü Te‘âlâya tazarru‘ ile niyâz etmek (yani günahını söyleyerek tevbe etmek.)
3. Günahdan kopup ayrılmak. Bir daha o günahı işlememeye azmetmek, kesin karar vermek.
Tevbenin hakîkati üçtür:
1. İşlediği günahı büyük görmek.
2. Yaptığı tevbeyi kusurlu ve yetersiz görmek.
3. Yaratılış icâbı olan kusûrlarının Allâhü Te‘âlâ tarafından affını dilemek.
(Muhammed Hânî (k.s.), Âdâb, 116.s.)