Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1624
Mesaj Sayısı: 2885
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« :» |
|
Söz ve fiille gönül kırmaya tevbe
Halka kötü söz söylemek veyâ arkalarından onları kötülemek sûretiyle kalplere karşı işlenen cinâyete gelince, diliyle kime hücûm etmiş, bir fiiliyle kimin kalbini kırmış ise, teker teker onlardan helâllik istemelidir. Kim ölür ve kaybolursa, artık ondan helâllik istemek, mümkün değildir.
Bu bakımdan fazla sevâblar işlemek sûretiyle onu telâfiye çalışmalıdır ki kıyâmette o kötülüğün bedeli olarak sevâblarından alınmış olsun.
Ama görüp de rızâsıyla helâlliğini elde eden kimseye gelince, bu helâllik onun keffâreti olur. Ona karşı yaptığı kötülüğün miktarını ve ona ne kadar taarruz ettiğini söylemesi boynunun borcudur.
Bu bakımdan müphem bir şekilde helâllik kâfi değildir. Çoğu zaman, kişi o kötülüğü bilse kötülüğün çokluğunu anlasa onu helâl etmeye râzı olmaz. Onu kıyâmette kendisine zahîre yapar, onun hasenâtından alır veyâ günâhlarını ona yükletir.
Günâhı söylemeye ve ta‘rif etmeye gelince, bu yeni bir günâhdır. Bu günâhdan helâllik istemek farzdır. Ne zaman bir kötülüğü hatırlarsa ve kendisine karşı kötülük işlenen bir kimse de bunu biliyorsa, fakat bir türlü nefsi helâllik istemeye müsâmaha etmiyorsa o zulüm, kötülük işleyenin üzerinde kalmış olur. Çünkü bu kişinin hakkıdır. Bu bakımdan o mazlum kişiye yumuşak davranmak, onun mühim işlerine koşmak, onun kalbini râzı edecek tarzda kendisine şefkat göstermek ve muhabbetini izhâr etmek zâlimin vazîfesidir.
Zîrâ insan iyiliğin kulu ve kölesidir. Kim bir kötülükle ürkütülmüş ise, bir iyilikle kalbi zâlime meyledebilir. Bu bakımdan kalbi, suçlunun sevgisi ve yumuşaklığıyla dolduğu zaman nefsi helâl etmeye yanaşır. Eğer suçlunun bütün iyi davranışlarına rağmen yine de helâl etmemekte ısrar ederse, suçlunun ona karşı gösterdiği yumuşaklık ve beyan ettiği ma‘zeret, suçlunun sevâblarına eklenir. Öyle sevâblar ki kıyâmette onlarla kötülüğünün kapatılma imkânı olabilir.
(Huccetü’l İslâm imâm-ı Gazâlî (rh.a.), İhyâ-u Ulûmiddîn, 4.c, 68.s.)
|