Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1651
Mesaj Sayısı: 2996
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« :» |
|
SİLSİLE-İ ÂLİYE'NİN SEKİZİNCİ POSTNÎŞÎNİ Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın
HZ. YÛSUF HEMEDÂNÎ (K.S.) İsmi Yûsuf bin Eyyub, künyesi Ebû Yâkub'dur. 1048 (H.440) senesinde Hemedan'da doğdu. 1141 (H.535)de Herat'tan Merv'e giderken yolda vefat etti. Merv'de bulunan kabri ziyaret yeridir.
On sekiz yaşında Bağdat'a gelip fıkıh ilmini Ebû İshâk Şirâzî'den öğrendi. Yaşı küçük olmasına rağmen, Ebû İshak (rh.a.) kendisine husûsî ihtimam gösterirdi. Tasavvufu Ebû Ali Fârmedî hazretlerinden öğrenip, sohbetinde yetişerek kemâle ulâştı.
Altmış yıldan fazla, insanlara doğru yolu göstermekle meşgul oldu. Yüzlerce talebe ondan ders aldı. Abdullah Berkî, Hasan Endâkî, Ahmed Yesevî ve Abdülhâlık Gücduvânî gibi büyük velîler yetiştirdi. Bunlardan Ahmed Yesevî, Türkistan tarafına göç edip, insanları irşâd ederek büyük hizmetler yaptı.
Yûsuf Hemedânî rahmetullahi aleyh önce Merv'de bir müddet kalıp Herat'a gitti. Herat'ta uzun zaman kaldıktan sonra, tekrar Merv'e gelip bir müddet daha kaldı ve tekrar Herat'a döndü. Herat'tan Merv'e giderken yolda vefat etti.
Yûsuf Hemedânî, bütün dostlarına, talebesi Abdülhâlık Gücduvânî'ye tâbi olmalarını söyledi. Kendisinden sonra, bu talebesi insanlara doğru yolu gösterdi.
Yûsuf Hemedânî Irak, Horasan, Mâverâünnehir bölgelerinin muhtelif şehirlerinde bulunarak, halka saadet yolunu anlatmakla meşgul olmuştur. İlmi, fazîleti ve kerâmetleriyle İslâm dünyâsında tanınıp çok sevilmiştir.
Eline ne geçerse muhtaçlara verir, kimseden birşey istemezdi. Herkese iltifat eder, yumuşak ve merhametli davranırdı. Yolda yürürken bile Kur'ân-ı Kerîm okumakla meşgul olurdu.
Yûsuf Hemedânî (k.s.)'a; “İslâm âlimlerinin ve kıymetli rehberlerin azalıp, yok olduğu zaman ne yapmak lâzım?” denildiğinde:
“O zaman hergün o büyüklerin yazdığı kitaplardan bir miktar okuyunuz.” buyurdu.
Sayısız kerâmetlerin ve fazîletlerin kendisinde toplandığı ve velî-i kâmil bir zâttı. Kerâmetlerinin en büyüklerinden birisi; Allâhü Te‘âlâyı tanımak yolunda çok yüksek derece ve makamlar sâhibi olan, Abdülhâlık Gücduvânî gibi büyük bir velîyi yetiştirmesidir.
Ebû Saîd Abdullah, Abdülkâdir Geylânî hazretleri ve İbnü’s-Saka ilim tahsili için Bağdat'a gelmişlerdi. Yûsuf Hemedânî Bağdat'ta Nizamiye Medresesinde va‘z ediyordu. İbnü’s Saka adındaki meşhur bilgin kalkıp saygısızca birşey sordu. Ona otur senin sözünden küfür kokusu geliyor buyurdu. Hakîkaten İbnü’s Saka o zaman İstanbul'a sefir olarak gidip orada Hıristiyan oldu.
Birgün, Hemedân'dan bir kadın ağlayarak, Yûsuf Hemedânî (k.s.)'un huzuruna geldi ve dedi ki:
“Oğlumu Bizanslılar esir etmişler.” “Sabredin.” “Sabredecek hâlim kalmadı.”
Bunun üzerine Yûsuf Hemedânî hazretleri: “Yâ Rabbî, bu kadının oğlunu esirlikten kurtar. Üzüntüsünü neşeye çevir!” diye duâ etti.
Kadın eve gelince, bir de ne görsün, oğlu evde oturuyor! Şaşakaldı. Oğluna:
“Anlat evlâdım! Buraya nasıl geldin?”
“Biraz evvel İstanbul'daydım. Ayaklarım bağlıydı. Başımda muhafız vardı. Aniden bir kimse geldi. Beni kaptığı gibi, bir anda buraya getirdi.” dedi.
(Yeni Rehber Ansiklopedisi, 20.c., 280.s.)
|