Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1651
Mesaj Sayısı: 2996
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« Yanıtla #1 :» |
|
Evlere girerken izin istemek, gözün ev içindeki mahremiyetlere ilişmemesi içindir. Resulullah (s.a.v.)'e, izin istemenin sebep ve hikmetinden sual sorulduğunda "kimin gözü izin almadan ve selâm vermeden önce eve girecek olursa muhakkak Allah'a isyan etmiştir" (21) buyurdu.
Görmek istemediğimiz halde ev içi mahremiyetlerinin gözümüze ilişmemesi için, kâinatın yegane efendisi bulunan
Peygamber (s.a.v.) Efendimizin tavsiyelerine uyarak, şöyle haraket etmeliyiz:
Bir evin kapısına vardığımızda yönümüz kapıya dönük olmamalıdır. Çünkü kapı birden açılınca gözümüz bakılması haram olan bir yere ilişebilir. İnsanlık âleminin en yüce edep örneği bulunan "Peygamber (s.a.v.), bir kimsenin kapısına geldiği zaman, yüzünü(eve doğru) dönmez, sağ veya solundan birini çevirirdi ve "Esselâmü Aleyküm" derdi" (22).
Kapı ziline ev sahibinin telâşlanmasına sebep olacak şekilde basmamalıdir. Bu tarzda bir acelecilik yapmak ve ev sahibini yüksek sesle dışarı çağırmak, dinimizin yasakladığı kabalıklardandır.
"Kapıyı tıklatarak izin istemenin son haddi üç defadır. Birinci vuruşta ev halkı (sese) kulak verir. İkincide (evi toplayıp) düzeltirler. Üçüncüde ya izin verir veya (geleni) geri çevirirler" (23).
Kapının önünde ısrarla beklemek, ev sahibini taciz etmek olur. Şâyet içerden "Kim o?" denilirse, ev halkının tanıyacakları isim ve lakabını söylemeli, 'Kim o?" sorusuna "Ben" diye cevap vermemelidir. Zira ben demek, kendimizi tanıtmak için yeterli bir ifade değildir. Kapı açılıp ev sahibi çıkacak olursa selâm verip "Girebilir miyim?" diye müsaade istemelidir.
Aynı evde oturan aile fertlerinin de ihmal etmemesi gereken bir takım muâşeret usulleri vardır. Şöyle ki:
Bu kimseler, uyku veya istirahat gibi bir sebeple, ayrı ayrı odalarda bulunursa öksürerek veya seslenerek onları geldiğinden haberdar etmelidir.
Bu cihetin edebini açık ve seçik olarak beyan eden bir âyeti kerîmede şöyle buyurulmaktadır: "Ey iman edenler! Sağ ellerinizin mâlik olduğu (köle ve câriyeler), bir de sizden olup da henüz büluğ çağına erişmemiş (küçük)ler (şu) üç vakitte; sabah namazından önce, öğle sıcağından elbiselerinizi çıkardığınız zaman, bir de yatsı namazından sonra (odanıza gelecek olurlarsa) sizden izin istesin(ler). (Bu) üç (vakit), sizin için avret (ve halvet vakitleri)dir. Bunlardan sonra ise birbirinizi dolaşmanızda ne sizin üzerinize ne de onların üzerine bir vebâl yoktur. Allah, âyetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir" (24).
Bu ilâhî emirler karşısında ashabtan bir adam, kâinatın en mücessim edep örneği bulunan Resûl-i Ekrem'in huzuruna gelerek şöyle konuştu: — "Annemin odasına gireceğimde izin isteyecek miyim?" Fahr-i kâinat (s.a.v.) Efendimiz: — "Evet buyurdu. O: — "Onun benden başka hizmet edecek kimsesi yoktur. Her girişimde izin isteyecek miyim?" dedi. Peygamberimiz: — "Onu çıplak bir hâlde görmeyi sever misiniz?" diye sordu. O: — "Aslâ" dedi. Allah Resûlü: — "O halde izin iste" buyurdu (25).
Bu mevzuda ev sahibine düşen vazifeler de vardır. Penceresinin perdelerini güzelce kapamak, sesini sokağa ulaştıracak kadar yükseltmemek ve bu istikamette gerekli tedbirleri almak! Zirâ bu gibi içtimaî vazifeler, tek yönlü bir mükellefiyet değildir. Ev halkı, üzerine düşen vazifeleri ihmâl etmez; hâriçteki kimseler de göz ve kulağına sahip olursa edep ve ahlâk sarayı sarsılmamış olur.
(18) Sûre-i Nûr, 27-28. (19) et-Terğib ve't-Terhib, c. 3, s. 436-437. (20) et-Terğib ve't-Terhib, c. 3, s. 438. (21) et-Terğib ve't-Terhib, c. 3, s. 436. (22) Ebû Dâvûd, c. 4, s. 348. (23) Feyzü'l-Kadr, a 3, s. 176. (24) Sûre-i Nûr, 58.
|