Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1624
Mesaj Sayısı: 2885
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« :» |
|
UBEYDULLÂH AHRÂR (K.S.)
Evliyânın büyüklerindendir. İnsanların i‘tikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenip yapmalarını sağlayan, Allâhü Te‘âlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine Silsile-i âliyye denilen İslâm âlimlerinin on sekizincisidir.
İsmi, Ubeydullah bin Mahmüd bin Şihâbuddîn’dir. 1403 (h.806)’da Taşkent’te doğdu. 1490 (h.895) senesinde Semerkant’ta vefât etti. Babası, o zamanın büyük âlimlerinden velî bir zâttı. Soyu, annesi tarafından Hazret-i Ömer (r.a.)’e dayanır.
Çocukken yüzünde parlayan nûru görenler hayran kalıp, ona duâ ederlerdi. Dilinden Allâhü Te‘âlânın ismi hiç düşmez, devamlı zikirle meşgûl olurdu.
Dedesi Hace Şihâbüddîn, âlim ve evliyâ bir zâttı. Vefat edeceği sırada, torunlarını son olarak görüp vedâlaşmak istedi ve onlarla tek tek vedâlaştı. Torunu Ubeydullah Ahrâr’ı da görmek isteyip, babasına onu getirmesini söyledi. Yanına getirdiklerinde o zaman çok küçüktü. O yanına getirilince, beni yatağımdan kaldırın deyip, yatağı üzerinde oturarak, Ubeydullah Ahrâr’ı kucağına aldı.
Sarılarak ağladı ve şöyle dedi: “Benim istediğim çocuk budur. Ben, bunun büyük bir zât olduğu zaman hayatta olmam. Bunun âlemde yaptığı hizmetleri göremem. Bunun nâmı, şöhreti dünyâyı tutacak, İslâmiyete hizmet edecektir. Cihan pâdişâhları itaat edecekler. Bundan zuhur edecek işler, önceki âlimlerde görülmemiştir.” Daha birçok müjdeler verdikten sonra, tekrar bağrına basıp sarılarak, Ubeydullah Ahrâr’ın babası Mahmûd Şâşî’ye; “Benim bu oğlumu iyi gözet, gerektiği gibi yetiştirip terbiye et.” diye vasiyet etti.
Ubeydullah Ahrâr hazretleri daha çocukken, üstün hâllere kavuşmuş olup, kerametleri görülüyordu. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri buyurdu ki:
“Söz söylemek, dilin gönülle, gönlün de Hak ile olduğu zaman makbuldür.”
“Tasavvuf bilgilerinden maksat, kendini zorlamadan, uğraşmadan, her ân Allâhü Te‘âlâya teveccüh ve ikbâldir. Yâni her ân Allâhü Te‘âlâyı hatırlamaktır.”
“Bütün hâlleri ve keşifleri bize verseler, fakat ehl-i sünnet ve cemâat itikadını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harâb, istikbâlimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıktan, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi ehl-i sünnet îtikâdıyla süsleseler hiç üzülmem.”
(Yeni Rehber Ansiklopedisi)
|