Gönüllere İnen Ses
1 Recep 1433
23 Mayıs, 2012, 04:53:30 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:

 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: KÂİNÂTIN EFENDİSİ (S.A.V.)
Cevap SayisiCevap Sayisi: 1 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 315 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: KÂİNÂTIN EFENDİSİ (S.A.V.)  (Okunma Sayısı 315 defa)
08 Kasım, 2008, 08:21:15
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« :»

              KÂİNÂTIN EFENDİSİ (S.A.V.)

Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurmuşlardır: “Ben kıyâmet gününde insanların seyyidiyim (ulusuyum) bilir misiniz bu nedendir?” dedi ve devâm etti. “O gün Hakk Te‘âlâ Hazretleri, ilkleri ve sonrakileri bir meydanda toplar, halk öyle bir yere gelirler ki, bakan hepsini görür ve çağıran hepsine sesini işittirir. Güneş halkın üzerine o kadar yaklaşır ki, dayanamayacakları kadar. Ondan büyük acı ve üzüntüye düşerler. Sonra birbiriyle şöyle söyleşirler: Ne halde olduğumuzu görmüyor musunuz? Bu durumdan kurtulmamız için Rabbimizin yanında bize kim şefaat edecek derler.”

Sonra kendilerine şefaat edecek zâtı aramaya yönelirler.

Bazıları, atamız, Âdem (a.s.) bize şefaat etsin, gelin ona varalım der ve yanına giderler.

- Ya Âdem! Sen insanların babasısın. Allâh seni kudret eliyle yarattı. Sana rûh üfürdü. Emretti, bütün melekler sana secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Ne hale düştüğümüzü görüyorsun. Bize şefaat et derler. Âdem (a.s.) onlara:

- Muhakkak ki, benim Rabbim bana cennetteki bir ağaçtan yememi yasak etmişti. Ben ona isyan ettim, emrine aykırı davrandım. Onun için bugün nefsimi kurtarayım, bana nefsim gerek. Siz Nûh’a varın diyecek. Onlar da Nûh (a.s.)’a varırlar ve:

- Ya Nûh! Sen insanlara gönderilen ilk ulu’l-azm Peygambersin. Hakk Te‘âlâ Hazretleri sana “şükreden kul” adını vermiştir derler ve sonra hallerini arz edip şefaat etmesini ricâ ederler. Nûh (a.s.) Hz. Âdem (a.s.)’ın buyurduğu gibi cevâb verip ve:

- Bugün Cenâb-ı Hakk çok öfkelidir. Ben kabul edilecek duâmı, ümmetimin helâki için yaptım, varın siz İbrâhim Peygambere gidin, o size şefaat etsin der ve “nefsim, nefsim, nefsim” diye söyler. Onlar da İbrahim (a.s.)’a giderler.

- Yâ İbrahim! Sen Hakk Te‘âlâ Hazretlerinin Peygamberi ve halîli (dostu) sun bizim için şefaat eyle derler ve hallerini arz edip dileklerinin kabul buyurulmasını rica ederler. İbrâhim (a.s.) da onlar gibi cevâb verir ve:

- Ben üç “hatâ” işlemiştim size şefaat etmeye gücüm yetmez deyip “nefsim, nefsim, nefsim” diyerek ve Mûsâ (a.s.)’a gönderir.

(İmâm-ı Kastalânî, İlâhî Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.), 504.s.)   
   
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

08 Kasım, 2008, 08:21:48
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Online

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #1 :»


     Kıyâmet gününde kendilerine bir şefaatçi arayan halk, Mûsâ (a.s.)’a gelip :

- Ya Mûsâ, sen Resûlullâh’sın. Allâh (c.c.) seni risâleti ve kelâmiyle insanlar üzerinde fazîletli kıldı deyip hallerini arz edecek ve şefaat isteyeceklerdir. O da diğerleri gibi cevâb verip:

- Bu gün Rabbim çok kızgındır ve ben emirsiz bir kişi öldürdüm, bu durumda size şefaat etmeye gücüm yetmez ve “nefsim, nefsim, nefsim” deyip Hz. Îsâ (a.s.)’a gönderecek. Onlar da Îsâ (a.s.)’a gidecekler ve:

- Ya Îsâ, sen Allâh’ın Resûlüsün. O seni Meryem’in karnına saldı, rûh üfürdü, beşikte seni konuşturdu diyerek hallerini arz edip şefaat isteyeceklerdir. Îsâ (a.s.) da evvelkiler gibi cevâb verip bugün Rabbim çok kızgındır der fakat günâhını söylemez ve “Nefsim, nefsim, nefsim” diyerek onları, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gönderir onlar da Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Hazretlerine gelirler ve:

- Ya Muhammed (s.a.v.)! Sen Resûlullâhsın, son Peygambersin Senin önceki ve sonraki bütün günâhların yarlığanmıştır der ve hallerini arz edip şefaat dilerler. O (s.a.v.) de Arş’ın altına gelip secdeye varır.

O anda Hakk Te‘âlâ Hazretleri, hiç kimseye açmadığı hamd ve senâ kapısını Habîbine açar ki, Rabbine hamd ve senâ etsin. O anda bir ses gelir. Yâ Muhammed (s.a.v.)! Başını kaldır, dilediğini iste verilsin ve şefaat eyle, şefaatin kabul olunsun, diyecektir. O da mübârek başını secdeden kaldırıp “Ümmetî ya Rabb, Ümmetî ya Rabb” der o anda şöyle bir ses gelir: “Ya Muhammed (s.a.v.)!, Ümmetinden üzerlerinde hesâbı bulunmayan kimseleri cennetin sağ kapısından içeri al. Diğer insanlar da geri kalan kapılardan girsinler.” İşte Fahr-i Âlem (s.a.v.) Hazretlerinden böyle bildirilmiştir. Allâh Resûlü ve Habîbi (s.a.v)’in buyurdukları doğrudur, gerçektir.

(İmâm-ı Kastalânî, İlâhî Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.), 505.s.)
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

SMF 2008 SMF © 2006, Simple Machines LLC