|
Deryagül
|
 |
« Yanıtla #1 :» |
|
Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem’in Havz-ı Kevser’i hakdır. Zîrâ Allâhü Te‘âlâ: “(Habîbim) hakîkat, biz sana, kevseri verdik” buyuruyor. Cumhûr bunu Havz-ı Kevser olarak ve yâhud nehir olarak tefsîr etmiştir. Her iki tefsîr arasında da çelişki yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in nehri Cennet’te, havuzu ise kıyâmetteki mevkîfte olacaktır. Havuz sırattan önce mi yâhud sonra mı olacak, diye ihtilâf olunmuştur. Fakat doğru ve akla daha yakın olan sırattan sonra olmasıdır.
Kurtubî, “Onlar iki havuzdur ki, biri sırattan ve mizandan önce olur. Zîrâ insanlar kabirlerinde susamış olarak çıkarlar. Bu havuza sırat ve mîzandan evvel gelip içerler ve susuzluklarını giderirler; ikincisi ise Cennet’te bulunur ki, her ikisine de Kevser denir” diyor.
Tirmizi rivâyet ediyor. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki: “Her peygamberin havuzu olur. Onlar aralarında, kimin havuzuna fazla insan gelir diye iftihâr ederler. Ben ise havuzuma insanların gelmesi bakımından peygamberlerin içinde en kalabalık olmamı temennî ederim.”
Havz-ı Kevser hakkındaki hadîs-i şerîfi otuz küsûr kadar sahâbe rivâyet etmiştir ki, mütevâtir olmaya yaklaşmıştır. Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuştur:
“Benim havuzumun uzunluğu bir aylık yol kadardır. Zâviyeleri (kenarları) müsâvîdir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskden güzel, tadı baldan daha tatlı, yemeği köpükten daha yumuşak, kardan daha soğuktur. Onun bardakları gökteki yıldızlar gibidir. Kim ondan içerse, içtikten sonra ebediyyen bir daha susamaz.”
(Aliyyül Kârî, Fıkh-ı Ekber Şerhi, 262-263.s.)
|