Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1651
Mesaj Sayısı: 2996
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« Yanıtla #1 :» |
|
HOCASINA KAVUŞUR
Allahü teâlâ bu ihlas ve muhabbeti dolayısıyla onu, rüyada duyduğu sesin sahibi ve Silsile-i Aliyye denilen alimler zincirinin zamanındaki, mübarek halkasına kavuşturur. Onun hocasına kavuşması, bir akarsuyun bir deryaya kavuşması gibidir ki, öylesine bir sükun ve huzur bulur ki onun yanında, adeta kendinden geçer, benliğini unutur. Manevi alemde kendisinin davet ettiği Mazhar’ı bağrına basar büyük veli, onu talebeliğe kabul eder. Nisbetini Resulullahtan “sallalahü aleyhi ve sellem” ve hazreti Ebu Bekri Sıddik’tan alan müstesna yolda, nice hazinelere kavuşur Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri.
O geleceği beklenen, alemi nurlarla aydınlatacak zat olduğu için, Allahü teâlânın yüksek yarattığı bir gençtir ki, hocasının nazarında yeri bambaşka olur. Ve her bir anının, anlatılamayan nice manevi bereketlerine kavuşulduğu 4 yılın sonunda, hocasından icazetname alma şerefine kavuşur. O, himmetinin büyüklüğü ve vîlayetinin yüksekliği ile kendisine muhabbet besleyenleri, uzak yakın demeden irşad eder.
GAYBDAN GELEN SOFRA
Bu keramet onlarca kişinin şahit olduğu muazzam bir vakıadır. Alemin nuru, zamanının en büyüğü Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri, talebeleriyle bir yolculuğa çıkarlar. Fakat, bu yolculuğa çıkarken yanlarına azık almamışlardır. Yolculuk devam ederken, talebeler Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleriyle yolculuk yapıyor olmanın saadetiyle, bu konunun mutlaka bir şekilde hallolacağından emindirler.. Nihayet talebeler acıkmaya başlayınca harikulade bir şekilde, önlerine gaybdan bir sofra kurulur. Çeşit çeşit yemeklerin olduğu bu sofrayı gören talebeler büyük bir hayranlıkla ve edeple yemeklerini yiyip, yollarına devam ederler. Ve bu hal her yemek vaktinde tekrar eder.
MAZHAR-I CÂN-I CÂNÂN HAZRETLERİ BUYURDU Kİ: “Allahü teâlânın sevgisi ile dünya sevgisi bir araya gelmez. Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, Allahü teâlâdan başka her şeyi ve bütün maksatları terketmek lazımdır.”
CİHANI AYDINLATAN GÜNEŞ
“Bu güne kadar kalbimden her ne geçtiyse, her ne nimeti istediysem Allahü teala ihsan eyledi.” Daha sonra derin bir iç çekerek şunları ifade eder büyük veli: “Bir tek son nefesimi şehit olarak vermek ve bu yüce makama kavuşmak istiyorum...”
Yüksek hocası Seyyid Nur Bedayuni hazretlerinin ona verdiği ve dinin güneşi manasına gelen Şemseddin ismiyle, müsemma olmuştur. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri. O marifet ve hidayet güneşi bütün dünyaya ehli sünneti yaymış, ahir zamanın garib müminleri onun mübarek kalbinden çıkan feyzlerle beslenmiştir. O nice sultanların hazinelerini feda etmeğe hazır oldukları bir büyük velidir ki, kendisine gönderilen hediyeleri asla kabul etmez. İstisnai durumlarda kabul ettiklerini de muhtaçlar için harcar.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin bütün büyüklere olduğu gibi, İmam-ı Rabbânî hazretlerine de ayrı bir sevgisi vardır. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin kendi anlattığı ve tarifi mümkün olmayan bir muhabbetli hatırası vardır ki, şöyle anlatır büyük veli:
“Bir gün rüyada, gönüller sultanı, sevgililer sevgilisi Resulullah (S.A.V.) Efendimizi gördüm. Yan yana idik. Birbirimize o kadar yakındık ki, mübarek nefesi yüzüme geliyordu. Onun muhabbetiyle kavrulduğumu hissediyordum. Bir ara çok susadığımı hissettim. Aynı zamanda İmam-ı Rabbânî hazretlerinin evlatlarının da orada olduğunu farkettim. Efendimiz aleyhisselam onlara, halimi bilip: “biraz su getirin” diye emir buyurdular. Ben dedim ki: “Ya resulallah onlar benim büyüğümün çocuklarıdır.”
|