Erguvan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş

Rep: 35
Konu Sayısı: 1651
Mesaj Sayısı: 2996
Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar
Uyarı Puanı:
%0
|
 |
« :» |
|
RESÛL-İ EKREM (S.A.V.)’İN MUHTEREM EBEVEYNİResimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın Muhterem babaları hazreti Abdullâh, haseb ve nesebce Kureyş’in en temiz soyuna mensûbdur. Buhârî, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in atalarını, İbrâhîm (a.s.)’a kadar çıkarır. İbrâhîm Halîl (a.s.), Kâ’be’nin ilk bânisi (binâ eden) olduğundan, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e kadar, bütün İbrâhîm (a.s.) evlâdı, Kâ’be’ye hizmet edegelmişlerdir. Bu cihetle, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in yüce ecdâdının bütün hayatları, kemâl derecede mazbûttur. Hepsi de şeref ve fazîlet sâhibi kimselerdir. Muhterem vâlideleri Hazret-i Âmine bint-i Vehb’dir ki pederleri Vehb, Benî Zühre’nin reîsidir. Vehb, kızının tahsîl ve terbiyesine pek ziyâde özen gösterdiğinden Hz. Âmine, Kureyş kızlarının en yükseği addolunurdu. Tevbe sûresi 128’deki “enfüsiküm” kavl-i şerîfi, şâz olan bir kırâatte “enfesiküm” okunmuş ve ma‘nâsı, “Ey insanlar! Sizin en güzel ve temiz soyunuzdan, size en necîb bir Peygamber geldi.” olmuştur.
Buhârî’nin rivâyetine göre, Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Kendileri de Huneyn gazâsında İslâm ordusunun bozulduğu sırada Nübüvvet ve Risâlet kuvvetinin Kendilerine bahşettiği yüksek bir irâde ve mehâbetle münhezim bir orduya hitâb ederek “Ben, Allâh’ın Peygamberiyim, bunda yalan yoktur! Ben, Abdulmuttalib’in torunuyum, soyumda yalancı yoktur!” buyurmuşlardır ve bozulan ordunun kuvve-i ma‘neviyyesini iâde etmişlerdir.
Ebû Leheb’in Dürre diye ma‘rûf kızı Sebîa (r.a.), Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e “-Yâ Resûlallâh! Halk, bana “Ey cehennem odununun kızı!” diye hitâb ediyor.” diye şikâyet etmişti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de şiddetli bir gadabla kalkıp: “Bazı kimselerin benim nesebimle uğraşmaya ne hakkı vardır? Kim ki benim nesebimle uğraşırsa, emîn olunuz ki o kimse, bana ezâ verir. Kim ki bana ezâ eder; o kimse, Allâhü Te‘âlâya ezâ verir.” buyurmuşlardır.
Âbâ-i ecdâd-ı Muhammed (s.a.v.) müşrik olmadıklarının temiz olduklarının bir delîli de, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in: “Ben, mütemâdiyen temiz babaların sülbünden, temiz anaların rahmine naklolunageldim.” diye buyurmuş olmalarıdır. Tevbe sûresi 28’de: “Şübhesiz ki müşrikler, necîsdir.” diye tavsîf edilmiştir. Tahâret ile necâset; îmân ile şirk; mü’min ile müşrik tezâd teşkîl eder. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in yüce ecdâdından her birisi temizdir ve onların müşrik olmadıklarını kabûl etmek vâcibdir. (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh, 4.c., 543-551.s.)
Hâtem-i Enbiyâ (s.a.v.) Efendimizin peder-i âlîleri Abdullâh ibn-i Muttalib ile vâlideleri Âmine bint-i Vehb (r.a.) hazretlerinin cennet ehli olduklarına (aslâ cehennem ehli olmadıklarına) dâir birçok allâme, muhakkik, tefsîr ve hadîs ulamâsınca pekçok eser yazılmıştır. Bu eserlerde beyân edildiği üzere: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in vâlideyni (ana, baba), cennet ehlindendir. Çünkü onlara hiçbir Nebî (a.s.)’ın da‘veti ulaşmamıştır ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in vâlideyninin irtihâlleri de Nebî (s.a.v.)’in bi’setinden (Nebî olarak seçilip gönderilmesinden) çok önce olduğu târihen sabittir. Kendilerine herhangi bir Nebî (a.s.)’ın da‘veti ulaşmadan ölenlere azâb olunmayacağı nâsslarla (âyet ve hadîslerle) sâbittir.
Şerâfüddîn-i Münâvî’ye: “-Nebî (s.a.v.)’in babası cehennemde midir?” diye sorulduğunda Münâvî, şiddetle haykırarak, “-Nebî (s.a.v.)’in babası, Fetret devrinde vefât etmiştir. Fetret devrinde vefât edenlere İsrâ sûresi 15. âyette: “Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edecek değiliz.” diye buyuruluyor.” diyerek cevâb vermiştir. Cessâs Ebû Bekr-i Râzî, Ahkâmü’l-Kur’ân’ında bu âyetin ma‘nâsı “Cenâb-ı Hakk, peygamber lisâniyle, kendi varlığına ve birliğine delîl koymadıkça azâb etmez.” demektir, denilir.
Nasîrüddîn ibn-i Münîr-i Mâlikî de diyor ki:
“Cenâb-ı Hakk, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in muhterem ebeveynini diriltmiş ve onları îmânla şereflendirmiş ve Habîbi (s.a.v.)’in kalblerini de ebeveyninin îmânlarından dolayı sürûrla doldurmuştur.”
Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in Allâhü Te‘âlâ tarafından “Âlemlere rahmet olarak gönderdiği” beyân edilirken, Risâlet ve Nübüvvet Nûrunun Güneşi (s.a.v.), henüz doğmadan O Yüce Parlak Nûru, mübârek ve muhterem sînesinde taşıyan bir ana ve babayı, Evlâdları (s.a.v.)’in O Yüce Nûru’ndan mahrûm farz etmek hem edebe, hem de mantıka uygun düşmez. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in muhterem vâlideyni (ana, baba) işte O Yüce Nûr’un da‘vetine erişmeden ve Muhterem Oğulları (s.a.v.)’in Nübüvvetini görmeden irtihâl etmişlerdir. (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh, 4.c., 539-551.s.)
|