Gönüllere İnen Ses
30 Cemaziye'l-Ahir 1433
21 Mayıs, 2012, 15:46:39 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:

 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendinin (k.s.) Hayatı
Cevap SayisiCevap Sayisi: 10 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 4273 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendinin (k.s.) Hayatı  (Okunma Sayısı 4273 defa)
14 Mayıs, 2008, 17:46:30
Erguvan

Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 35

Konu Sayısı: 1651 Mesaj Sayısı: 2996

Nerden: Medine-i Münevvere - Gül kokulu diyar

Online

Uyarı Puanı:
%0
« :»

Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi (k.s.)

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

20 yy. semasında tulû eden bir yıldızdı o. Sıddık-ı Ekber meşrebinde büyük bir veliydi o. Aziz şehid Esad Erbili (ks) elinde büyümüş nadide bir güldü o. Sükutu ihtiyar etmiş bir hatib-i alişandı o. Toprak olup gül yetiştirenlerdendi o. Resulullah’ın ak sevdalılarındandı o. Ashab-ı kiramın müştaklarındandı o. Halk içinde Hak ile beraber olma sırrına erenlerdendi o. Cennet-ül Bâki’de medfun olma bahtiyarlığına ermişlerdendi o.  


Bir asra yaklaşan ömrünü istikamet, takvâ ve verâ ölçülen içinde, kullarını Allah'ın yoluna irşâdla ikmal eden Sâmi Efendi Hazretlerini nebiler nebisinin âğûşunda sevgilisi Allah'a uğurlayışımızın ardından O'nu, vefâtının sene-i devriyesinde söz kalıpları içine sokmak ve lâfızlarla anlatmak bizim kârımız değil. Lâkin "Sâlihlerden bahsetmenin rahmet nüzûlüne medâr" olacağı düşüncesiyle kısa çizgilerle anlatmaya çalışacağız.

1892 Yılında Adana’nın Tepebağ mahallesinde Dünyaya teşrîf eden Hazret-i Sâmî (k.s.)’un babaları Müctebâ Efendi, anneleri Ümmügülsüm Hanımefendilerdir. Dedelerinin ismi Abdurrahmân, büyük dedeleri İshâk ve Hüseyin Efendilerdir. Büyük Türk beyliklerinden Ramazânoğlu beyliğinin en son beylerinden olan Abdülhâdî Efendinin (ki Sâmî Efendi Hazretlerinin büyük dedelerindendir) tesbîtine göre Ramazânoğlu beyliği aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabîlesindendir. Bu kabîlenin de şecereleri büyük Türk Hâkânı Nureddîn Zengî (Şehîd) vasıtası ile Seyfullâh Hz. Hâlid bin Velîd (r.a.)’e dayanır.

İlk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamlayan Sâmi Efendi, yüksek tahsil için İstanbul'a geldi Darûl-fünun Hukuk Mektebine girdi. Hukuk Fakültesini birincilikle bitirdikten sonra askerlik hizmetini zâbit vekili (yedek subay) olarak yine İstanbul'da yaptı.

Zâhir ilimlerini devrin ulemâ ve müderrislerinden tamamlayan Sâmi Efendi için sıra manevi ilimlere ve bâtın imârına gelmişti. Fıtrat-ı necîbesinin şiddet-i meyli sebebiyle tasavvuf yoluna sülûk etti. Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhâneli dergâhında bir müddet erbaîn ve riyâzatla meşgul olduktan sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi'nin babası Rüşdü Efendi'nin delâletiyle Kelâmî dergâhı şeyhi ve meclis-i meşayıh reisi Erbilli Es'ad Efendi'ye intisab etti. Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr u sülûkunu ikmalden sonra hilâfetle irşâda mezun oldu. Bir müddet daha mürşidinin yanında kaldı ve bilâhere memleketi Adana'ya irşâda muvazzaf olarak gönderildi.

Mahmûd Sâmi Efendi Hazretleri tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adana'da bir yandan Câmi-i Kebir'de vaaz ve husûsi sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken, bir yandan da maişetini temin için bir kereste ticârethanesinin muhasebesini tutuyordu. O, babasından ve âilesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve "Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir" (Buharî) hadîsi şerîfi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir. Sûfiler içinde baba mîrasını almayanlar içinde ilk olarak Hâris Muhâsibi'yi görüyoruz. O da Kaderiye mezhebine bağlı bulunan babasının mirasını almamıştı.

Adana'da uzun yıllar müştâk gönüllere aşk-ı ilâhî şerbeti sunarak hizmet etti. Yazları Adana'nın Namrun ve Kızıldağ yaylası ile bazan da Kayseri'nin Talas'ında geçirirdi. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gitti.

1951 yılında İstanbul'a geldi. İki yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra 1953 yılında hac mevsiminde önce hacca, dönüşte de arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendi'yle Şam'a geldi ve oraya yerleşti. Bilâhere âilesi, damadı ile birlikte yanına gitti. Ancak bu Şam hicreti dokuz ay kadar sürdü. Dokuz ay sonra tekrar İstanbul'a geldi. İstanbul'a bu gelişlerinde önce Bayezid-Lâleli'ye, sonra da Erenköy'üne yerleşti. Şamdan İstanbul'a bu gelişlerinde zevceleri Valide Hanım'a "İstanbul'a tekrar geldik. Gönlümüz Medine'de atıyor. Ahîr ömrümüzde oraya hicret etmeyi arzu ederiz," buyurmuşlar

İstanbul'da bulunduğu yıllarda da Adana'daki gibi bir yandan Erenköy Zihnipaşa Camiindeki vaazları ve husûsi sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken diğer yandan da Tahtakale'de bir ticârethanenin muhasebesini tedvirle maîşetini temin etmekteydi. O' nun bu vaaz, irşâd ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından, fakir, zengin, okumuş, okumamış, esnâf, işçi, memûr, tüccâr ve fabrikatör binlerce insan istifâde ederek feyz almış, istikamet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni bir nesil teşekkül etmiştir. İhvanını mânevi himâye kanatları altında toplayarak onları cemiyetin her türlü kötü cereyanından korumaya çalışmıştır.

Ömrünün son yıllarında şöhretinin artması ve dışarıda kendisine iltifatın nazar-ı dikkati celbedecek seviyeye ulaşması sebebiyle kûşe-i uzlete çekildi. İhvanı ile gerek devlethanesinde ve gerekse Ramazan'da hatimle kılınan teravih namazlarında görüşüyordu. Bu vesile ile onlara İslâmî düsturları Muhammedi hakikatları ve Nebevî ahlâkı anlatarak hâliyle, kaliyle irşâd ediyordu.

1979 yılında gönlündeki muhabbeti-i Resûlullah ateşi onu Belde-i Tâhire'ye hicrete mecbûr etti. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakk'a varmaktı. Nitekim 1957 senesinde yakınları kendilerine Eyüp Sultan'dan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde:

- Herkesi arzusuna bıraksalar biz Cennetü'l-Baki'yi arzu ederiz, buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurdu. Nitekim İstanbul'da bulunduğu yıllarda mübtelâ oldukları amansız hastalık, orada da yakasını bırakmadı. Fakat en acılı, ağrılı zamanlarında bile o, hiçbir şikayette bulunmamış, yüzünden tebessümü eksik olmamıştır. Vefatı 10 Cemaziyelevvel 1404 /12 Şubat 1984 Pazar günü saat: 4.30'da vâkî olmuş ve Cennetü'l-Baki'ye defnolunmuştur. Rahmetullahi aleyh.


Vefatına şu ifadelerle tarih düşüldü. Kutb-i vâsılîn ü gavs-ı şuyûh-ı ızâmı Nûr-i hüdâ mürşid-i merdüm-ı ihtirâmi Belde-i Tahire'de tevhidle deyüp Allah Vasl-ı cinan eyledi Şeyh Mahmûd Sâmi (1404 H.)


Allâh rahmet eylesin. Şefaatinden bizleri de hissedâr eylesin.
Ruhuna bir Fatiha-i şerife, üç ihlas-ı şerif okuyalım...
Logged

Sermayem Rahmetin, İlacım Cemalindir...
YARSIN… CANSIN… ŞİFASIN

Resimlerin Görüntülenmesine izin Verilmiyor Resimleri Görebilmek Için Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Yârin kitâb-ı hüsnünün Hayrânı olmuştur gönül
Bülbül gibi gül yüzünün Nâlânı olmuştur gönül...
15 Mayıs, 2008, 02:05:38
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #1 :»

 
Sami Efendi İstanbul Hukuk Fakültesini Birincilikle bitirmiştir. Arapça, Farsça ve Fransızca’yı çok iyi derecede bilirdi. O, babasından ve ailesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve "Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir" hadisi şerifi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir.

''Bir insanın muttaki olduğu yaptığı nafile ibadetlerde değil, muamelatının temiz, kazancının helal olup olmadığından anlaşılır." Ramazanoğlu Mahmud Sami (Kuddise Sirruh) (1892-1984)
 
  
SEVENLERİNİN DİLİNDEN MAHMUT SAMİ EFENDİ

• Esad Erbilli Hazretleri

"Yeryüzünde melek görmek isteyen Sami evladımızın yüzüne baksın. Sami evladımın edebine melekler gıpta ederler. Mahviyeti benden fazladır.''

• Gönenli Mehmed Efendi’nin Sami Efendinin bağlılarından Lütfi Eraslan’a söylediği sözler bu özel konumu aydınlatıcı mahiyette:

"Öyle bir zata sahipsiniz ki bütün kafirler bir araya gelse, gökyüzünden onu yere atsalar, yine ayakları üstüne düşer. Hiçbir kafir ona bir şey yapamaz. Zira Cenab-ı Hak tarafından teyid edilen bir vazifesi vardır… Sami Efendi bu ümmetin en büyüğü idi başka ne söylense boştur."

• Bediüzzaman Hazretleri de gençliğinde Esad Erbilli Hazretlerinden Kadiri dersi alırdı. Bir defasında Bediüzzaman gittikten sonra, Esad efendi “Bu genç, gençlere hizmetle görevli. İstikbalde gençlere iman davasında çok büyük hizmetler yapacak. Ama hala kendisi bunu bilmiyor, kendisine söylenmedi” dedi.

• Abdülvehhab es-Selâhi (Şam’da Halbuni camii imam-hatibi, Nakşibendi meşayihinden)

“Şam ehlüllah diyarıdır. Ben bu mübarek zatı daima derin bir hayranlıkla temaşa ederim. Sebebi ise bütün güzel sıfatları üzerinde toplayan bu zât kadar Ebu Bekir es Sıddık meşrebinde bir insan görmedim.”
 
  
• Muharrem Harrânî

Şam’da 1965 senesinde hacca giden bir topluluğa şunları söylüyordu: “Siz Mahmut Sami Efendi’yi bilirsiniz. Ben arzı tanırım. Şarka, garba, kuzeye ve güneye bakıyorum. Bu üstaz gibi Muhammediyyü’l meşreb bir veli kimseyi göremiyorum. Bu zat asırlar içinde ender görülen bir yüce zâttır. Kadir ve kıymetini biliniz.”

• Seyyid Şefik Arvasi(Sultanahmed camii İmam hatiplerinden,Bediüzzaman’ın talebesi):

“Ben yüzlerce meşayih gördüm. Fakat bu zata karşı sevgim başka.”

• Konya’daki bir konferansı sonrası Necip Fazıl:

“Sami Efendiyi tanırım.İki kere elini öpme şerefine erdim. Sami Efendi gökten inen taze yağmur gibidir,idrofilli pamuk gibidir, yaralara konur, tedavi edilir.”
 
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
15 Mayıs, 2008, 02:11:10
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #2 :»


 
Kanser olan Gürses'e ilginç müjde

Merhum Reisülkurra Abdurrahman Gürses, Sami Efendi'nin hayatında müstesna bir yere sahipti. 1970'li yıllarda prostat kanseriyle doktorlar hayatından ümit keser gibi olduğunda, hastanede ziyaret eden Sami Efendi, manevî bir işaretle yeniden sağlığına kavuşup uzun yıllar Kur'an–ı Kerim'e hizmet edeceği müjdesini verdi.

Sami Efendi hafızdı ve Kur'an–ı Kerim'e aşk derecesinde bağlıydı. Hamele–i Kur'an'a çok saygılıydı. Kur'an–ı Kerim dinlemeyi severdi. Huzurlarında bir hafızın Kur'an okuması gerektiğinde onu yanına çağırır, mutlaka yüksek bir yere oturturdu. Kur'an'ı en iyi anlama yolunun onu yaşamaktan geçtiğini sık sık ifade ederdi.
 
 
Sami Efendi, İslam hukukuna ve fıkhî malumata vâkıf olmasına rağmen fetva istemek üzere kendisine gelenleri İstanbul müftüsüne havale ederdi. Meseleyi ehline havale etmenin ve akademik ihtisasa hürmetin önemini bu hareketiyle gösteriyordu. Madde ve mânâ dengesine dikkat eder ve zahirin desteklemediği batına önem atfetmezdi.
 
 
Nakşibendiyye’de “Silsile-i Âliye”nin otuz üçüncüsüdür. Sahibü’z-Zaman’dır. Muttakiler imamı, veliler başbuğu, arifler sultanı, bâb-ı Ebâ Bekirü’s-Sıddîk (r.a.)’ın son dönem postnişinlerindendir. Zü’l-cenaheyndir. Haya, edeb, takva, vera’, hikmet, irfan, nezaket timsâlidir.

Cenâb-ı Hak Teala’nın ümmet-i Muhammed’e asrımızda bahşettiği Hak dostu, Hak rahmeti ve Hak nurudur. Gününün yirmi dört saatini Rasûlullah Hazretlerinin (s.a.v.) “Sünnet-i Seniyye”lerine ve “Her biri birer hidayet yıldızı” olan Ashâb-ı Kiram (r.anhüm) hazeratına uyduran ahlak-ı hamide sahibi bir veli-yi âli-i kadir’dir. Yetmiş yılı aşan irşad dönemlerinde ümmet-i Muhammed’den binlerce kimse kendilerinden, sohbet ve telifatlarından feyz almışlardır.
 
 
Sade, mütevazı ve muntazam bir hayatları vardı. Ahlakları, dillerinden düşürmedikleri Sahabe (r. anhüm)’nin ahlakına benzerdi. Emanete riayet ederler ve verdikleri söze titizlikle sadakat gösterirlerdi.

Bu uzun ve mübarek ömrü Hakk Teala’nın emrinde ve taatinde geçirmişlerdi. Allah u Teala’nın zikriyle, fikriyle ve şükrüyle dopdoluydular. Öyle ki en çetin ızdırapları çektikleri günlerde bile zikir, fikir ve şükürden bir lahza ayrılmamışlardır.
 
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
15 Mayıs, 2008, 02:33:15
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #3 :»

Mubarek sozleri
Bizim yolumuzda teslimiyet gereklidir.
Teslim olan ilmin en yuksek mertebelerine vasil olur.

Teslimiyet tam olmali,teslimiyet noksan olursa mucadele olmaz,feyiz olmaz.
Kalbin uyanmasi,nefsin islahi,sadrin serhi,bedenin zikri hep teslimiyetle olur.

Tarikat-i aliyyeye dahil olmakta kendini fena bilmek,noksan bilmek ve izhar-i acz vardir.
Keza seyhe husn-u zan ve teslimiyet vardir.

Bu yolda yani seyr-u sulukta"artik isin tamam oldu,gidebilirsin"demek yoktur cunku bu yolun sonu yoktur.
"Artik benim isim tamam oldu"deyip giden,yolu yarida birakmis olur ve muthis zarar gorur
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
15 Mayıs, 2008, 02:45:03
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #4 :»

Mubarek sozleri

Evladim,kabre insan olarak giriniz

Cok yemek omru uzatmaz,az yemek eceli yaklastirmaz.
Az yiyip,oruc tutarak acliktan istifade etmeye calisilmalidir.

Salihlerle sohbet,Allahtan korkmanin alametidir,kalbin salahi icin sarttir.

Salihlerle sohbet etmek ve onlari sevmek kisiyi nardan kurtarir.

Sifa ayetlerine devam edelim.Zira sifa ayetleri kemikleri ayakta tutan ilik gibidir.

Allah korkusu bir insanin her tarafina ihata ederse,sair korkular oraya girmeye yer bulamaz.
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
15 Mayıs, 2008, 03:05:09
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #5 :»

Mubarek sozleri

"Ya Rabbi kalbimin nurunu arttir."diye dua edilmelidir

Kulun duasina icabet olunmasi icin ilk sart:helal lokma ile islah-i batin eylemek.
Son sart ise ihlas ve huzur-u kalptir.Evvela bunlara dikkat etmesi lazimdir.

Butun islerinizde Allah-u Tealadan yardim talep edin.
Zira dusmanlarin serrini sizden defedecek O dur.O ndan gayri bir Mevla yoktur

Gunahlar ve isyanlar,insan kalbini oyle katilastirir ki taslardan daha sert olur.
Tastan su cikar da,o kimsenin kalbinden bir hayir cikmaz.
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
15 Mayıs, 2008, 04:09:19
Deryagül

Hüzn-ü Hazan
Emektar Yönetici
Süper Kardeş
*

Rep: 32

Konu Sayısı: 1309 Mesaj Sayısı: 2245

Nerden:
Medine-i Münevvere


Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #6 :»

Bu nadide bilgileri paylaştığınız için Allah sizlerden razı olsun. İki cihanda Mevlâm sizleri sevdikleriyle beraber etsin inşaallah.
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan,
Bana bir ben gerek, bir de beni anlayan...

15 Mayıs, 2008, 13:51:27
Güli Rana

Prenses
İyi kardeş
*

Rep: 7

Konu Sayısı: 14 Mesaj Sayısı: 72

Nerden: Medine

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #7 :»

Rabbim sefaatlerine nasil etsin insaAllah.. Cry
Logged

Ne kervan kaldı,ne at,hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.
20 Mayıs, 2008, 00:25:36
ulya

Onur Üyesi
İyi kardeş
*

Rep: 6

Konu Sayısı: 13 Mesaj Sayısı: 43

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #8 :»

HZ. MAHMÛD SÂMÎ RAMAZÂNOĞLU (K.S.)
Üstâdına olan bu muhabbet ve bağlılığını dâimâ arttırarak devâm ettiren Hazreti Sâmî Efendimiz bütün gün ve gecelerini hizmet yolunda geçirdiler. Dergâhın temizliğinden ihvânın her türlü hizmetlerine varıncaya kadar her an Sâmî Efendimiz, yatalak hasta olan ihvânın da her türlü hizmetlerini seve seve yaparlardı. Hazreti Es‘âd Erbilî Efendimizin: “Mâ‘nen bizimle aynı mertebededir, lâkin bu vazîfe bize verildi” diye tarif ettikleri Hüseyin Efendi Hazretleri yatalak olunca: “Bu Zâtın hizmeti için kim tâlib olur?” diye ihvâna sorarlar. Hemen Sâmî Efendimiz o Zâtın hizmetlerine koşarlar. Def‘i hâcetleri dâhil her hizmetlerini uzun müddet seve seve görürler. Nihâyet bu hizmetleri sonunda Hüseyin Efendi Hazretleri: “-Evlâdım, Cenâb-ı Hakk’a niyâz ediyorum; Allâh ‘azîmüşşân bize ihsân ettiklerini fazlası ile sana ihsân etsin!” diye duâ buyururlar. Dünya hayatını Nebî-yi Ekrem (s.a.v.) Efendimizin buyurdukları gibi: “Benimle dünyanın misâli ağaç altında bir mikdâr dinlendikten sonra yoluna devâm eden yolcunun hâline benzer” diye ana rahmi ile kabir arasında bir sefer olarak görürdü; Hz. Sâmî Efendimiz. Ve bunu uzun bir ömürde her an tatbîk ettiler. “Bir yabancı âlim, fakire kendilerinin hâl ve kelâmlarından sordular. O anda hâtırıma gelen şu hâllerini anlattım: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “-Seferden döndüğünüzde hanımlarınızın yanına haber vermeden girmeyiniz.” buyuruyorlar. Hz. Sâmî (k.s.) hayatı bir sefer olarak gördüğü için her yerinden kalkmalarını bir sefer kabûl ediyorlardı. Abdest almak için her lavaboya gidişlerinde yol zevcelerinin odasından geçiyordu. Yarım asırdan fazla süren evlilik hayatlarında bıkmadan, usanmadan, seve seve her def‘asında zevcelerini haberdâr ederlerdi. O’nun “Efendi buyur!” diye sesini duyunca odaya girer ve diğer tarafa geçerlerdi. Bu hâl altmış küsur yıl günde en az on def‘a devâm etti” deyince yabancı ‘âlim ayağa kalkarak: “-Bu zât Sâhibü’z-zamân’dır. Onun dışında hiç bir velî sünnet-i seniyyeyi bu kadar derin ve ihâtalı anlayıp tatbîk edemez, ancak o yapabilir” dedi.
El-hamdü li’llâhi rabbi’l-‘âlemîn.
Logged

Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüp, “Sıkıntım var.”
deme, sıkıntına dönüp “Benim büyük bir Rabbim var.” de!
20 Kasım, 2008, 16:21:35
mücahid

Paylaşımcı Kardeş
*

Rep: 10

Konu Sayısı: 116 Mesaj Sayısı: 159

Nerden:

Offline

Uyarı Puanı:
%0
« Yanıtla #9 :»

Allah razı olsun. Güzel ahlaklarından bizlerde nasipleniriz inşallah.
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

SMF 2008 SMF © 2006, Simple Machines LLC